***YaŞaM***



Sabah oldu yine…GÜNEŞ’İN ilk pırıltıları DAĞ yamaçlarına vurmaya başladı. yatağından doğruldu. Etrafına bakındı..Kendisine ait bir odası yoktu. Üç kız kardeş bir odayı PAYLAŞIYORDU…. Karşılıklı iki ranza, biri her zaman boştu. MİSAFİR geldiğinde BAYRAM ederdi ranzanın üst katı. Müzik setleri ve çalışma masaları duruyordu.

Her gün olduğu gibi BUGÜN DE her taraf darmadağınıktı. Yatağından inerek mutfak bölümüne geçti. Ve pencerenin önüne gelerek sabahın sessizliğini içine çekti. Annesinin sesi ile bu sessizlik bozulmuştu.

“Kahvaltı hazır.”

Her zaman ki gibi bugün de erken kalkmıştı ŞEFKAT dolu ANNESİ. Sanırım tek isteği çocuklarını kahvaltısız okula göndermemesiydi. Alelacele kahvaltıdan sonra, formasını giyerek kitaplarını kaptı, dışarı fırladı. Sokaklar boyunca HEDEFLERİ uğruna yürüyen insan topluluğuna karıştı.Yollar boyu yürürken düşüncelere daldı.

Bu gün yine hangi olaylar olacaktı. Hangi TANTANALARI, hangi BUNALIMLARI ve STRESLİ konuları günlüğüne yazacaktı. Bir ara gülümseyerek onu bir gönül dostuna benzetti. Ve, Sevgili günlüğüm diyerek içini çekti.

“Bir gün daha bunalımlarıyla, tantanalarıyla geçiyor… Sokakların o gürültülü havası canımı sıkmaya başladı. Hayatlarından bıkmış hiçbir şeyden zevk almayan ölü robot insanlarla doluydu caddeler…

Akşam olmak üzere bu sefer o telaşlı insanlar telaşla evlerine girmişlerdi. Ve gecenin ilk ışıkları sokakları aydınlatıyordu. Şarkta ki bu şehri kendi başına bırakmışlardı.

GİZEM, bu vakitte gönül dostuyla BİRLİKTEYDİ. Ve ailesiyle olmanın bahtiyarlığını yaşadı. Gönül dostunu bir arkadaşı hediye etmişti. Bir müddet baktıktan sonra eline aldı ilk sayfasını açarak okumaya başladı.

“Unutmadığı unutamadığı birkaç hatırasıydı bunlar.

Çocukluk dönemi, gençlik dönemi:

Çocukluğu özlenen bir çağ olmuştu. Şarkın tipik evlerinden olan bir evde, Yedi odalı taştan binada büyümüştü. Bu ev onun çocukluk hatıralarıyla doluydu. Fakat, o artık bir çocuk değildi. Okul hayatı bitmiş genç bir kızdı. – Birgün kitap yazacağım. Kütüphanelerde yer alacak“ diyordu… Hayatını bir kitap haline getirmeye karar verdi. Kitap haline getirmesinin de hem kötü hem iyi bir anısı vardı. İlkokul dördüncü sınıfta kitap kolu anahtar görevi ona verildiği halde.

Çocuk Kalbi“ kitabını istediği halde verilmeyip, Ali ve Enver arkadaşlarına verilmişti. Her iki çocuk kalbi:
– Bu okula ders vermeli düşüncesiyle karar verdi kitap çıkaracağım ve okuldaki kütüphanede ki kitapları Bir gül arkadaşının evine taşıma grevini üstlenmişti…

Kütüphanelerde okunması beklenen kitaplar, okumak isteyen çocuklara verilmiyordu…. SINIRLAR, PRENSİPLER, KALIPLAR konuşuyordu ona göre:

BIR MÜDDET SONRA TABIRI CAIZSE HADEME HALIS GÖRDÜ
– Ne yapıyorsunuz dedi…

Olayı anlattı… Halis güldü.

– Yardım edeyim okula getirelim dedi.

Olmaz dedi genç kız…

– Olmaz ders vereceğim… Kitaplar okunmak içindir, saklanmak ve satılmak için değildir…

Kitap, bilgidir…
Kitap, gelenektir,
Kitap, gelecektir! ! ! …! ! !
Kitap, şimdidir,
Kitap geçmiştir….? ? ? …
….

UMUT yüklü, gaye, SEVGİ dolu, masum görünüşlü, aşkını kendinden üstün tutan çağının bütün SORUNLARINI taşıyıp ta kurtulma yolunu İMAN Ve DUA’ DA bulan genç kızın DUYGULARIYD bunlar…

O bir kurtarıcı bulmalıydı. Ve buldu. O gönül dostuna kavuşmanın bahtiyarlığını duyuyordu.

Kalemi bıraktı. Yavaş yavaş doğruldu. Okumasına devam etti. Kendini yavru bir fidana benzetti. Ve yine hülyalara daldı…. Düşündü…düşündü…düşündü… Kalemi aldı. tekrar bıraktı. Yavaş yavaş doğruldu. Uzaktan gelen nağme seslerine kulak vererek pencerenin önüne geçti.Ve dışarıdaki sessizliği içine çekti. Yine o ses:

-“Yemek Hazır.”

Bütün AİLE sofra başındaydılar. GÜZEL bir sohbet, UMUT VE SEVGİ dolu, GELECEĞE yönelik AİLE bağlarını koparmamaya çalışan aile tablosu karşındaydı. O sofradayken MUTLU Ve HUZUR günlerini yazmanın bahtiyarlığını duydu.

Ve tuttuğu günlüklerinin birinci cildini alarak yaşatmaya çalıştığı o GÜZEL günleri bir kez daha anarak gözlerinin önüne getirdi.

Önünde duran bir başka kapalı defterine baktı. İçini çekerek o güzel bir daha geri gelmeyecek günlerini bir daha yaşadı. Bu defteri KORKULAR doluydu. Okumaktan bile korkuyordu. Ve belki de okursa ağlayacağından..
– Okumalıyım… Yüzleşmeliyim.. KENDİNİ BİL, KENDİNİ TANI yolunda yürümeliyim… „

Her ihtimale karşılık bir kez baktı o MAVİ kapaklı defterine ve sayfasını çevirdi.

YAŞAMIN ilk demlerini hem yazmaya hem de okumaya başladı.



17-01-1986
“ Çevremdeki insanların tutuculuğu, kuralcılığı, yıkıcı eleştirileri ve korkuları olduğundan dolayı bastırılmış duygularla iç içe yaşadığım şu dönem, kendimi şanssız ve mutsuz hissediyorum… Doğu Zihniyeti ve Batı Zihniyeti arasında yaşattığım sınır beni benden kaçmaya itiyor. Ve kendimi tanımıyorum. Susturulmuş ve kastre olmuş bir tembel ağız… Konuşmaktan ve kendini ifadeden aciz…İçimdeki Korkularımla…


Süreyya Aktaş

Süreyya Aktaş tarafından yayımlandı

https://myreikiterapialanya.wordpress.com/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: