Yazı kategorisi: Süreyya Aktaş

İÇİMİZDE DELİ VAR

Hep bir şeyler peşindeyiz. Suskunluğumuzu ve şaşkınlığımızı hep bir şeylere bağlarız. Sonuç uzayan ve uzadıkça yerinde sayan isteklerimizden başka bir şey değildir aslında…
Biz konuşuruz:
– “Çok konuşma” derler.
Bu sefer tam tersini yaparsınız. Yâni, konuşmazsınız.
– “Konuşmasını bilmiyor” derler ya da “Hayâta küskün biri” deyip köşeye çekilirler. Ya da ortalığı velveleye verirler.
Onlar konuşur siz dinler siniz?…
O ân “Deli damgası” vurulur…
insânın üzerine…
“ Konuşmazsınız deli…konuşursunuz deli…ederler sizi zır deli”
Sorsanız eğer, sözlük anlamını da bilmezler.
İçinizdeki deliyi çıkarıp atmak istersiniz.
Ve, yıllarca kendi bünyenizde ki insânları arayıp dulursunuz.Ve bulursunuz.
– “Aslında pırlanta kadar parlağım” dersiniz…
Peki, “Ne bekliyoruz…Şans mı?…Fırsat mı?…” Ailem: – “Bana hiçbir şey vermedi” diye düşünürüz. Peki, ya siz onlara kaç defa, “Teşekkür Ederim.” Dediniz. Hatırlıyor musunuz?
 Sen kendin!..kendin ben.Ben ve sen kendimiz.İşte bu biz değil miyiz?Herkesten bize ne?
 21 Nisan 1999

Yazı kategorisi: Süreyya Aktaş

SEVGİ YUMAĞI

Eğer, aradığın ve yaptıkların olmasaydı. Neler olabilirdin hiç düşündün mü?

Evet, bir kez daha düşünmen gerekenleri düşün…

Sen kimsin ve ne istiyorsun?.

Peki, ne kadar çok şey istediğinin farkında mısın.

Bir gün boyunca üzerinde ki şu duygu yükünü kaldıramazsan neleri kaybedebileceğini bir düşün..

Şimdi…

Ne istediğini bilmediğini söylüyor böyle düşünüyorsun.

Yarın o düşünce senin hareketlerine bir korkuluk gibi yansıyacaktır.

Dikkâtli ol!…

Zamanın saâtlerini durdurma vâkti geldi de geçiyor…

“Sevgi Yumağını” karalar içerisinden dağıtmadıkça kendi yörüngende başkasına ışık vermeden dolaşır durursun.

“Sevgi Yumağı” adlı hayâtına başlayabilir ve, o yumağın içerisine sadece sevgi ile ilgili kelimeleri dikte edersin.

Her şeye rağmen sen kendin olmakla yükümlüsün. Her zaman emin adımlarla yürü…

Bu yumak seni hep gökyüzünün maviliklerinde uçursun.

Yıldızlar kadar parlak, martılar kadar özgür ve geceyle gündüzün eşit olsun.

Süreyya Aktaş
İstanbul 1999

Yazı kategorisi: Süreyya Aktaş

GÜN BUGÜNDÜR

Gün Bugündür

Huzur; ruhuma dokunduğu tendir.
Anlamı yarına kaldığım gün… Bugündür…

Yaşam; anlamsızlığı içerisinde
Sevinci toprağa ektiğim gün. Bugündür…

Endişe; el tutup yoldan kaldırıp,
İnancı yokladığım gün. Bugündür…

Korku, sebepsiz yere bastığım,
Vermeyi öğrendiğim gün. Bugündür…

Bütünlük, tamamını değil az da olsa
Sevgiyi karşılıksız verdiğim gün. Bugündür…

Kendin; iyiye bakıp, bizi tanıdığın
Sorumluluk dağıttığım gün. Bugündür…

Karar; önemli hizmetler peşinde,
Kararsızlığımı acıladığım gün. Bugündür…

Hayat, bir cezve de kahve yapıp
Bilincimin farkında oluğu gün. Bugündür…

Tutum, başarısızlıklarımı inci yapıp,
Davranış Tarzımı değiştirdiğim gün. Bugündür…

Sabır, bilmiyorum kelimesini dediğim
Gelecekte kendimi geliştirdiğim gün. Bugündür…

Şimdi, amacımın çalışkanlığında idrak,
Geçmişimi sorup sorguladığım gün. Bugündür…

Kainat, şüphelerimi gizem sandığıma koyup,
Gelişimim için bilgimle tanıştığım gün. Bugündür…

Huzur; ruhuma dokunduğu tendir.
Anlamı yarına kaldığım gün. Bugündür…

Süreyya Aktaş

Yazı kategorisi: Süreyya Aktaş

EY RUH

Ey Ruh

Karanlığın aydınlığıdır, ıssız geçen duygularım. Bahanelerin ucuna dokunan, resimleşerek kaybolan, ılımlı cam parçaları…

Sevgi değil ise; nedir? Neden bu korku?

Buram buram kokar tenim. Anılmaz gönüller dertli. Lütfederek gelen misafirler, karanfiller yollarına serpilen kim?

An’ a değen zamanlar, nezaket ehli kalpler. Laleler bahçesidir gönüller. Asaleti teknik ile sunulan, ressamı kimdir? Bilinmez…

Asi ruh incelince, vadilerde sunulan alanlar kalınlaş… Reyhan kokusu duyulur ta derinden… derinden… Ayıklanır çölde ki odun kamıştan…

Sevgi köpürür. Dağ yamaçlarına… Yaşam yaşamaktadır uykuda. Ansızın fışkırır lav mağaralardan…

Türk kanından akan manalar ümit yolunu açınca, rüya gibi akan gönüller, köpürür denizde dalgalar…

Ey sonsuzluk derin mavi… Dayanışmadır içinde ki… Esrarlı kırık can gibi… Burulur, sıklaşır, savrulur.

İlim çoğalır birliktelik ile, yalnızlık azalır paylaşım ile, anılmaz zamanlardan gelen sevgi, tutarlı davranışlar sergili

Lüzumsuz işlerin elinden tutan, aykırı sanat ile süzülen bedenim. Resim yapılır kara tahtaya. Ilık mevsimler güneş bahçelerinde serili. Açar ay çekirdekleri.

Vade dolmaz istemez isen, amacın doğruluğun da kararlar verdiğin an. Ilımlı renkler dolar sayfalarına, rüyaların gizemi sonsuzluğun en kötü anı. Geldiğini bildiğim şuur kaybı.

Desem, haykırsam.. Bu mevsime aşığım diyemediğim… Tut elin gibi dalları savur bana. Udinin vurduğu her tel gibi, yaalnızlığın ötesinde, parıldayan güneşine

Riyayı bırak gel bana. İzin ver gireyim kanına, yemeğim de tuz ol bana. Aydınlığa doğru yürüt beni. Yalnızlıkların ötesine yıldızlara götür beni.

Mutluluk istersen, huzur istersen, gel benim ile… Emeline kavuşmak istwrsen gel benim ile… Hayranlık uyandırır isen, mutlandırırsın beni. Sevgi ey dost. Senin ile seyahatteyim. Tutalım güneş bahçelerinde ki ay çekirdeklerini, kutup yıldızı ekelim…

Gitme… kal bu sofra da fedakarlık içinde özveri ile gel aş ile içindeki derinlikli ruh. Aydınlık iki kişi. İçi zengin, dışı yoksul varlık. Gel insanı hayran eden iklin ile gelen sürgün. İç güzellik, varolan değerlere denk. Katkı önemli duraklardır. Besbelli…

Süreyya Aktaş